Kadim Kitap Günlüğü

3 Ocak
Bu günlüğü epeydir üzerine çalıştığım kitabımı ne zorluklarla yazdığım, her bir kelimesinin ne paha biçilemez olduğu iyice anlaşılsın diye tutuyorum. Gerçi kitabım bitince değeri daha ilk cümlelerden anlaşılacaktır ama yine de yaşadıklarım bilinsin istiyorum. Kitap bittiğinde bu günlüğü de yayımlayacağım. Okuyucu bana acısın diye değil. Asla değil. Onlar için verdiğim üstün gayreti görsün diye.
Yazmak için ilham bekleyen biri değilim, gördüğüm işaretlerle yazarım. Hayattaki her şey görmeyi bilene işaretler verir. Konuşmak için, susmak için, karşı çıkmak için, yazmak için mutlaka bir işaret vardır. Ondandır ki nerede konuşup nerede susması gerektiğini, nerede yürüyüp nerede durması gerektiğini sadece gerçek hayatı görenler bilir. Hatta nerede yazması gerektiğini. İşaretler bana yazmam gerektiğini gösterince kendimi bu işe adadım. Sevdim de. Yazmak konuşmaktan katbekat anlamlı çünkü.
Bugüne gelecek olursak pek iyi geçtiğini söyleyemeyeceğim. Beni uzun süredir takip eden kişinin müdürün adamı olduğunu fark ettim . Yazdıklarımın siyasi şeyler olduğunu düşünüyor herhalde. Elbette gizli tutuyorum ama tarihi topyekûn değiştirecek ve ucu kendisine de dokunacak olan gerçeği keşfettiğimi tahmin ettiğinden böyle tedbirli davranıyor. Neyse ki ben daha tedbirliyim.
27 Ocak
Müdür olacak herif odasına çağırdı bu sabah. Neymiş performansım düşükmüş. Kafam çok karışıkmış. Ne derdim varsa ona anlatabilirmişim, falan filan. Aklınca laf almaya çalışıyor ağzımdan. Koltuğundan olacak korkusuyla iyi polisi oynuyor şimdi de. “İyiyim,” dedim. “Ailevi meseleler var ama toparlarım merak etmeyin,” diye geçiştirdim. O da yalan değil hani, Gülçin bu aralar çok üstüme geliyor. Kitabı ondan bile gizliyorum. Eşim de olsa kadın milleti işte, durmaz çenesi. Bir yerde ağzından kaçırır falan. Kitap bitmeden ona da söylemeyeceğim. Söylesem şimdi inanmaz zaten. Tuhaflaştı iyice.
15 Şubat
Bugün otobüste iki kişi takipteydi. Bir durak önce indim, onlar da indi. Ne yapacağımı şaşırdım. Cebimde önemli notlar vardı üstelik. Doğruca markete girip reyonların arasında izimi kaybettirdim. Ne olur ne olmaz diye notları buzluktaki tavukların altına sakladım. Sonra bir tavuk alıp kasaya gittim. Kasiyer para üstünü verirken sadece benim görebileceğim işareti verdi. İçim rahatladı. Demek o da bizdendi. Demek notlarım güvendeydi. Başka zaman gidip gizli bir şekilde alırım artık.
3 Mart
Kitabın taslaklarını düzenledim bugün. Gülçin çok soru sormaya başladı, canımı sıkıyor. Israrla notlarıma bakmak istedi, izin vermedim tabi. Doktora falan görünmemi istedi. Tartıştık. Hasta mıyım ben? Ne sanıyor bu beni? Ama ne yaparsın, tarihte böyle önemli işlerle uğraşanlar hep dışlanmalara maruz kalmıştır. Ben de sabretmeliyim. Taslakları çok iyi saklamam gerek. Gülçin’e artık güvenilmez. Bu merakı normal değil. Acaba o da onlardan biri mi? Ah kör talihim, daha dikkatli olmalıyım.
Mayıs ya da Ekim
Bugün çok önemli bir şey oldu. İş çıkışı iki kişinin beni takip ettiğini farkettim. Otobüsü bekleyemeden bir taksiye atladım. Şelalenin oraya sürmesini istedim. İşaretler oraya gitmemi söyledi çünkü. Ama salak taksici ilçemizde şelale olmadığını söyledi. Hem acemi hem dili de papuç kadar. Ben, “Şelaleye gitmemiz lazım çok önemli,” diyorum o ise, “ İn arabadan manyak herif,” diye üstüme çullanıyor. Kim olduğumu, ne yaptığımı bilse önümde diz çökecek ama şu hâlime bak. Sabretmeliyim. Sabretmeye mecburum. Şelaleye kadar yürümek zorunda kaldım.
35 Mart
Kitabım bitmek üzere. Geçen gün gittiğim markete uğradım. Notlar yerinde mi diye baktım, yoktu. Kasiyere sordum anlamazdan geldi. Benimki de aptallık her yerde kamera varken nasıl ele versin kendini. Ona bulduğu yere koymasını bir saat sonra gelip alacağımı söyledim. Tekrar gittiğimde tavukların hepsini çıkarıp buzluğu didik didik etmeme rağmen bulamadım. Kasiyeri de bulamadım. Zorla dışarı çıkardılar beni. Endişem had safhada. Acaba işbirlikçi olduğumuzu anlayıp notlarla beraber kaçırdılar mı onu? Hemen tedbirimi alıp kitabın tüm taslaklarını ve notları bahçeye gömdüm. Hatta bu günlüğü de. Her an baskın yapabilirler.
Nisan
Gülçin onlardan biri. Artık eminim. Telefonda konuşurken yakaladım. Kitaptan bahsediyordu. Yardım istiyordu birilerinden. Çok dikkatli olmalıyım. Hemen bahçeye çıkıp kitabın gömülü olduğu yeri kontrol ettim, yerindeydi. Ona zarar gelmeden bir an önce bitirmeliyim. İşaretler üst üste geliyor, birini bile kaçırırsam bütünlüğü bozulacak kitabın.
Rüyamda annemi gördüm. Tam beynine isabet ettirdiği mermiyle kanlar içinde yatıyordu salonda. Çocukken gördüğüm haliyle. “Durma yaz,” diye bağırıyordu bana. Yazacağım anne, merak etme senin işaretlerini de yazacağım.
Haziran sonları
Bu günlüğü her seferinde toprağın altından alıp yazmak için önce Gülçin ve çocukların derin uykuda olduğu zamanı bekliyorum. Bütün emeklerim kitabı kusursuzca bitirip yayımlamak için. Sonra seyreyle gümbürtüyü.
Müdür bugün eşiyle birlikte bize çaya gelmeyi teklif etti. Ağzımdan laf alamayınca bu yola başvurdu belli ki. Reddettim tabii. Kitap neredeyse bitmek üzere, asla risk alamam. Çok zeki adam ama benim zekâmı küçümsüyor.
Bu arada bugün televizyondaki spikerden bir işaret aldım. Normalde teknolojik aletler üzerinden haberleşmemiz yasak ama kitabın bir an önce bitmesi için risk almaya başladık. Hepsinin umudu benim. İşaretleri hemen nota döktüm ve eve gelip gömdüm.
Günlerden bir gün
Sonunda bitti. Son işaretleri de sokaktaki reklam tabelasından okuyup not ettim. Herkes uyuduktan sonra günlüğü ve taslakları topraktan çıkarmak için bahçeye gittim. Fakat beni takip edenler de oradaymış. Bahçeye ne gömdüğümü sordular. Bakmaya çalıştılar. Son aşamaya gelmişken olmaz. Göstermedim. Üstüme geldiler. Hazırlıklıydım. Cebimden bıçağı çıkarıp birinin karnına sapladım, acıyla inledi. Diğeri bağırmaya başladı. Ona da sapladım. Gülçin de geldi. Onlar bağırdıkça gözüm döndü. Yerde inlemelerine dayanamıyordum. Tekrar tekrar sapladım. Gülçin bağırıyordu beni durdurmaya çalışıyordu. Bir ona bir diğerine koşuyordu arkamdan. Saçlarını yoluyordu. “Çocuklarım,” diye bağırıyordu. “Sakin ol, çocuklar yataklarında uyuyor,” dedim. Komşular geldi o sırada, etraf mahşer yeri. Evet zamanı geldi. Mahşer başladı. Kitabı havaya kaldırıp, “İşte şimdi öğreniyorsunuz dostlarım ben Mesih ve bu da insanlığı kurtaracak olan kadim kitap, arkamdan geliniz,” diye buyurdum.
