Belki

Türkan Soylu

(bir sessizliğin tutanağı)

Belki o gün yağmur yağsaydı… hiçbir şey böyle olmazdı.
Camın ardında hava ağırdı; kuşlar bile donmuştu, sanki uçmayı unutmuşlardı.
Belki bu bir işaretti, bir uyarı. Belki o gün hiçbir şey olmamalıydı.

Ama oldu.

Okul yolunda ayaklarım çamura saplansaydı, geri dönerdim belki.
Ama zemin kuru, rüzgâr bile kımıldamıyordu.
Belki kimse fark etmezdi beni, kimse bakmazdı.
Ama Lily baktı. “Bugün de mi aynı kazak?” dedi, sesinde o tanıdık küçümseme.
Gülüşü, keskin, cilalı bir bıçak gibi, havayı yardı.
Belki o gülüş hiç doğmasaydı… ama hâlâ kulaklarımda.

Belki ben de onlardan biri olsaydım, o lacivert montlu, kahkahalı kızlardan,
kimse saçlarımı çekmezdi, kimse kurdelelerimi koparmazdı.
Belki annem o montu alacak parayı bulurdu; ama sabah işe gitmemişti.
Öğretmen telefonda “Biraz içine kapanık, ama iyi niyetli,” demişti.
Belki iyi niyetin yetmediği gün buydu.

Belki öğle arasında o masaya oturmasaydım,
Lily parmağıyla beni işaret etmezdi, sınıfta fısıltılar yükselmezdi.
Belki o küçük grup, onun gözleriyle bana “tuhaf kız” demezdi.
Belki defterim üzerime fırlatılmaz, kalemim ikiye ayrılmazdı.
Belki saçım, sesim, varlığım dokunulmadan kalırdı.
Ama kimse durmadı.
Belki ben de gülüp katılsaydım, herkes kadar özgür olurdum.

Geceleri kabuslar… aynı koridor, aynı kahkaha.
Belki korku böyle birikmezdi. Belki utanç bu kadar derin kazmazdı içimi.
Belki telefonuma “bitti artık” yazmazdım.
Belki kimse bana “hiç arkadaşın yok” demezdi. Ama dediler.
Hepsi sırayla.

Belki Lily ölmek istememişti.
Belki sadece dokunmak, anlamak istemişti.
Ama o deftere “yok gibisin” yazdı.
O kelime ‘yok’ öyle kaldı.
Sanki ben gerçekten silinmişim gibi.

Belki onlar sadece görmek istediler birinin kırıldığını,
birinin ağladığını.
Belki o yüzden çektiler videoyu.
Ben gülmedim.
Ama kimse fark etmedi; çünkü kameranın soğuk gözü görür, ama anlamaz.

Belki o videoyu silmeliydim.
Belki ellerim titremeseydi, o görüntü hiç doğmazdı.
Ama doğdu.
Bir gülüş dondu orada, boğazımda.
Bir an sonsuza kadar sürdü.

Sonra şişe… küçük, sıradan, saydam.
Biraz su, biraz… başka bir şey.
Belki hazırlamasaydım.
Ama hazırladım.
Sadece görmek istedim, birinin korktuğunu, benim kadar.
Ama kim anlayabilirdi sessizliği?

O sabah sınıf sıcaktı; kalorifer bozulmuş, hava ağır.
Lily masasına oturdu.
Şişe oradaydı.
Ben oradaydım.
Belki teneffüs zili çalsaydı, kaldırırdım onu.
Belki öğretmen adımı söylemeseydi: “Tahtaya gel.”

Kalktım.
Arkamda bir kıpırtı, bir nefes.
Döndüğümde Lily’nin parmakları kapağa dokundu.
Bir tık sesi.
Bir yudum.
Bir bakış.
Sonra, hiçbir şey.

Bağırmalıydım belki.
Ama sesim çıkmadı.
Bir sessizlik yayıldı; öyle derin ki, kalbimin atışı bile yankılandı.
Sonra öksürük. Sonra çığlıklar. Sonra koşuşturma.
Ben hâlâ oturuyordum.
Elimde tebeşir.
Tahtada adım.

Belki suçluyum.
Belki değilim.
Belki herkes kadar suçluyum, izleyen, susan, paylaşan, sonra silen.
Belki o videoyu yüklememeliydim.
Ama yükleyen kimdi artık hatırlamıyorum.
Birinin elinde hep bir telefon, bir gülüş.
Öğretmen “sadece bir kaza” dediğinde, ben de başımı salladım: “Evet, kaza.”

Polis odasında sordular: “Neden yaptın?”
Motif, dediler, sanki desenmiş gibi.
Ama ben sadece sessizliği göstermek istemiştim.
O sessizlik ki, insanın içinde büyüyen, odaları dolduran, geceleri duvarlardan sızan.

Annem ağladı.
“Artık geçti,” dedi.
Ama geçmedi.
Hiçbir şey geçmez.
Zaman sadece üstünü örter; altında aynı yara kalır.

Belki Lily hâlâ oradadır, koridorda, beyaz gömleğiyle.
Bazen geceleri adımı fısıldar.
Belki rüyalarımda hâlâ gülüyor.
“Belki,” diyor, “hepimiz biraz suçluyuz.”

Uyanıyorum.
Aynadaki yüz yabancı.
Bir an, ona benzediğimi düşünüyorum.
Belki bu da cezadır.
Belki Tanrı yok.
Ya da varsa, bakmıyor.
Çünkü kim bir çocuğu böyle bırakır?
Bir şaka uğruna, bir kahkaha uğruna…bir hayat.

Belki insan birini öldürdüğünde değil,
birinin gözünde artık hiç görünmediğinde suçlu olur.
Belki ben zaten ölmüştüm, Lily ölmeden önce.
Belki okul kapanacak, defterler yakılacak, isimler silinecek.
Belki sırada hâlâ onun defteri duruyordur: mavi kapaklı, üstünde bir kalp.
Ben mi çizdim onu? Hatırlamıyorum.
Belki o çizdi.

Bir gün biri soracak: “Neden?”
Ben diyeceğim: “Çünkü.”
Ama içimden geçecek olan tek kelime, belki.

Sevgili Joyce Carol Oates’e şükranlarımla.

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir