Tomris Uyar’ın Dön Geri Bak Öyküsüne Nesnel Bir Bakış
Tomris Uyar’ın yazdığı Dön Geri Bak*öyküsünde toplumsal baskı ve ötekileştirmeye maruz kalan genç bir kadının toplumla ve evlilik kurumuyla ödeşmesi anlatılmaktadır. Yazar, Nesrin’in beklenmedik ölümü üzerinden eril bir toplumda kadının yerini, evlilik kurumunu ve kadınlar üzerinde toplumun baskılarını sorgular. Hayat dolu Nesrin’i adım adım kendine yabancılaştıran, mutsuz eden ve öldüren toplumsal yapıyı ve özellikle evlilik kurumunu sorgulamak amacıyla parçalı bir yapı kurgulayarak; zamanda sıçramalar ve anlatıcı değişimleri kullanır. Okurun bu gerçekliği anlaması parçaları birleştirebilmesine bağlıdır. Dolayısıyla öyküde özgün olan konudan çok biçimdir.
Serbest dolaylı anlatıcı, yazarın bir tercihi olarak öyküyü modern bir çizgiye taşır. Figür olan ve olmayan bir arada, üst üstedir, bazen kim anlatıyor, kestirilemez. Örneğin, ilk cümle “Nesrin öldü”yü kim söylüyor? Tüm parçaları birleştirdikten sonra 3.kişi diye düşünebilirsiniz ancak, çünkü ilk bölümde Mustafa, Nesrin’e 250 kâğıt vermek için o eve gelmiştir, öldüğünü o anda öğrenir. Mustafa da bu evde içinden geçenleri ve yaptıklarını bir başkasına, (bir masa başında içerlerken, yeni tanıdığı, adını bilmediği delikanlıya) anlatmakta hatta delikanlıya içini dökmektedir. …
“250 lira elimde uzatılmış duruyordu. Herkes ağlaşmakta. Anladım. Bir odada Nesrin yoksa oda öksüzleşir birden, Delikanlı, oradan anladım.”
Burada ben-anlatıcı (1.kişi) kullanıldığı için okur, doğrudan onun bakış açısından görür olan biteni. Altı bölümden oluşan öykünün her bölümünde anlatan ve gösteren bazen ayrı ayrı, bazen de birlikte kullanılmıştır. Bunun nedeni gerçekliğin göreceli oluş halidir. Bu teknikle yazar, evlilik kurumunun ve ataerkil düzenin insanlar üzerinde yarattığı baskıyı farklı bakış açılarıyla yansıtmakta, gerçekliği derinliğiyle algılamamızı sağlamaktadır.

Zaman kronolojik akmaz. Geriye dönüş ve ileriye gidişlerle parçalı bir zaman kullanılır. İç zaman 5 yıllık bir evlilik süresi ve öncesinde Nesrin’in bekarlık dönemi de alınırsa 7-8 yıllık bir süreci kapsar. Zamanda sıçramalar mevsim imgeleriyle desteklenir. Mutlu zamanları yaz iken, çıkışsız evlilik ve mutsuzluk kar ve soğuklukla betimlenir.
Dış zaman ise Türkiye modernizminin çoktan başladığı, odak figürün toplumsal normlara uymayan, manikürcü, üstelik okumaya da meraklı (genellikle Rus yazarlardan) bir genç kadın olduğu düşünülürse yakın tarihe ait bir zamandan söz edebiliriz. Ama hala ataerkinin kıskacından çıkılamadığı için zamansız bir öyküdür.
Nesrin’in ölümüyle başlayan öykü, olayların akışına göre (fabula) şöyledir; kitap okuyan ve manikürcülük yapan hayat dolu Nesrin, Mustafa’yla iyi arkadaştır, Mustafa’nın yanında rahattır, kendi olur. Fakat kitapları aldığı, hukukta okuyan Faik’le evlenir, çünkü mahallede adı çıkmış bir kız olduğu için bu bir fırsat olmalıdır. Kocasının ilgisizliği o delişmen, hayat dolu kadını beş yılda yalnız ve kendine yabancı biri haline getirir. Hem mental hem fiziksel olarak rahatsızdır. Okumayı artık bir gençlik hevesi olarak gören kocası Faik, kitapları bavula doldurmuş ve ortadan kaldırmıştır. Temizlik sırasında bulur ve kitapların tek tek tozunu alarak bir sandığa koyar. Burası öyküde kırılma anıdır. Kitaptan boşalan bavula koyduğu kıyafetleri el atında kolay bir yere gizler. 250 kâğıdı olsa tam anlamıyla gerçekleştireceği bir kaçış planı vardır. Beş yıllık evliliğinin sonunda bekar ve bildik Mustafa’yla ondan borç istemek amacıyla tekrar görüşür, ruhsal yakınlık fiziksel yakınlığa dönüşür, ilk ve son kez sevişir. Evine döner ve nasıl gerçekleştiğini bilmediğimiz bir şekilde öldüğünü duyarız.
Öykünün tek cümleden oluşan son bölümünde Nesrin’in kitap okumayı Faik’e tercih ettiğini görürüz. “ Sen istersen yat Faik, dedi. Ben kitap okuyacağım.” Bu cümleyle beş yıllık evlilik hayatında bir şeylerin değiştiği, itaat etmemekte kararlı olduğu görülür. Eve geldikten sonra, ölmeden önceki son sözü bu olmuştur. Yazar okuru ölümden çok sebeplerine, bir kadını çıkışsızlığa götüren durumlara odakladığı için ölümüyle ilgili ayrıntılar doğrudan verilmemiş sadece sezdirilmiştir.
İlk bölümde beklenmedik ölüm karanlık bir atmosferle yansıtılır. Eve doluşan kadınların ağlama sesleri, “kara çatkılı, kara yeldirmeli kadının donukluğu” gibi duyuları harekete geçiren renk ve ses öğeleri kullanılmıştır. Ayrıca Nesrin’in naaşının gösterildiği noktada ölümün soğukluğu betimlemelerde sezdirilir, hatta ölü bedende hala silinmemiş olan farklı renkli ojelerinin varlığı absürt şekilde okuru Nesrin’in canlı haline odaklar.
Geriye dönüşle anlatılan kesitlerde Nesrin’in mutlu olduğu bekar zamanlarında atmosfer neşeli ve canlıdır. Renkli ve delişmen kişiliği, okuduğu kitaplar hayat dolu karakteri yansıtır.
Evlendikten sonra Faik’in evindeki atmosferle evliliğin tekdüzeliğini, iletişimsizliği, kocasının ona olan kayıtsızlığını betimler. Evlilik ortamı kapana kısılmışlık duygusu içinde Nesrin’in iç konuşma ve iç çözümlemeleriyle yansıtılır.
Odak figür Nesrin’dir. İçinden çıktığı mahallenin prototipi değil, bunda kitap okuması nedensellik bağı olarak verilmiş. Annesinden mirasla adının kötüye çıkarılması yani toplumun onları ötekileştirmesi de bu uyumsuzluğu artıran bir durum. Ayrıca bireye dönüşmesini sağlayan olumsuzluklar bunlar. Marjinal ve renkli bir kişilik. Faik’le evlendikten sonra evli kadın görünümünü giyinir: “Orta yaş paltosu, orta yaş kadın iğnesi.” Kendine ve bedenine yabancılaşır. Ekonomik özgürlüğü yoktur, 250 kâğıdı olsa bavuluna doldurup kaçmayı düşler.
Nesrin’in farklılığı kitaplar üzerinden de kurulur. Kitapları bekârken hukukta okuyan Faik’ten alır, evliliğe giden ilişkinin başlangıcı kitaplar üzerinden gerçekleşir. Beş yılın sonunda, Faik’in kitaplarını tek tek tozunu alarak sandığa koyması, bu yaşantıya bir veda imgesi gibidir. Ayrıca boşalan bavula kadınlık simgeleri olan nesneleri koyması da hayatla ödeşmeye hazırlık imgesi olarak düşünülebilir.
Nesrin’in kocası Faik, hukuk fakültesinden terk, yeni esnaf, öğrenciliğinde okuduğu kitapları bir bavula doldurup saklayan ve okumayı gençlik hevesi olarak değerlendiren bir kişidir. Salt koca ve esnaf kimliğinin konforlu alanına yerleşir. Çayı önüne servis edilen, pencere kenarında oturup bulmaca çizen bir yaşlı koca tipine dönüşür. Ama eski okul arkadaşlarının davetlerine karısını hiç sokmaz, iyi okullu olma statüsü karısını ötekileştirme aracıdır.
Bıçkın bir mahalle adamı olan Mustafa ise her şeyi yaşayarak öğrenmiş, sevmeyi bilen, güzellikleri görebilen bekar, âşık erkek. Toplumsal kimliği gelenekselden beslenmiş olmasına rağmen bireysel ahlakı ve aşkı sayesinde toplumsal tutarsızlıkları ve baskıları görebilmiştir. Evlilik kurumu açısından yazar onu bekar olarak konumlandırmıştır. Faik’in karşıt karakteridir.
Nesrin’in evlilik hayatının tekdüzeliğini göstermekte mekân çok etkilidir. Evlendikten sonra sürekli temizlik yapan, yorulan, ev kadınlığı tanımına uyan her eylem evde, mutfakta gerçekleşir. Mutsuzluk ve mental yorgunluğa karşı oyunlar üretir. Bulaşık yıkarken elini sıcak sudan soğuk suya sokarken aldığı haz artık en sevdiği şeydir. Mutfak, ev ve kadın üçgeni içinde toplumun çizdiği sınırlara hapsolan bir kadına dönüşür. Ev Faik’indir, aidiyet hissetmez. Plastik çiçeklerle süslü masanın olduğu odanın eşiğine geldiğinde hep bir ürkeklik duyar. Eşik, katmanlı mekân öğesi olarak evliliğe alışamadığını gösteren bir imgedir, kendini bu evde yabancı gibi, konuk gelmiş uzak akraba gibi hisseder. Plastik çiçekler evliliğin yapaylığını gösteren bir imgedir. Ayrıca karşı karşıya konmuş iki koltuk evlilerin susuşlarını bir aradayken arada bir mecburiyetten göz göze gelmelerini yani evliliğin ironik biçimde onları uzaklaştıran yanını resmeder.
Açık ve geniş mekânlar ise Mustafa ile yaşanır. Birlikte yaptıkları kısa yolculukların mekânı, kendi olabildikleri yer Mustafa’nın arabasıdır. Yol kenarı, orman, doğal mekânlar ise Mustafa’yla ilk ve son kez seviştiği, kadınlığını ve yorgunluğunu fark ettiği yerlerdir.
Öyküde dil yalın, açık ve diğer kurgusal öğeler gibi parçalı. Her şeyi söylemiyor, ucu açık bırakılmış, okurun alımlamasına göre fark edeceği ayrıntılarla yüklü, eksiltilmiş, az sözle çok şey anlatıyor. Ayrıca kişiler zihniyetlerine ve konumlarına göre konuşturulmuş. Örneğin, Mustafa ataerkil bir düzeni içselleştirmiş bir erkek olarak sürekli eril dil kullanır. “… karı, delikanlı,” gibi. Taziyeye gelen komşular kendi değerlerini yansıtan cümleler kurar. Ölüyü görmek kimine göre günah, kimine göre sevaptır. Bu söylemler toplumun inanç düzeyinde parçalanmışlığını ve tutarsızlığını yansıtır ve içini boşaltır. Öyküye de inandırıcılık kazandırır.
Dön Geri Bak Modern bir öykü, çünkü gerçekliği parçalıyor; olaydan çok söylem, anlatmadan çok gösterme öne çıkıyor. Okuru çok katmanlı bir döngüde başa sona gönderiyor, başlık da bu noktada aydınlanma yaratıyor ve sürekli dönüp geriye bakıyorsunuz.
*Ödeşmeler ve Şahmeran Hikâyesi- Yapı Kredi Yayınları 2003

