11 Mayıs 2026

Sevim Burak’ın ‘Pencere’sinden Ölüme Bakış

Eda Girmen

Edebiyat topluluklarının hiçbirinin içinde yer almayarak kendi edebiyat dilini oluşturan Sevim Burak, yazdığı Pencere isimli durum öyküsünde intihara meyilli bir kadının zihninden geçenleri ve hissettiklerini penceresinden seyrettiği ve karşı binanın terasında çamaşır astığı varsayılan bir kadın üzerinden şiirsel ve sıra dışı bir dille anlatmaktadır.

Sevim Burak’ın yazım stilinin bugün dahi sıra dışı olmasının bir sebebi de, mesleği olan terzilikten edindiği alışkanlıkla metinlerini alışılageldik neden sonuç ilişkisi şeklinde değil, cümlelere ve hatta kelimelere bölüp evin her yanına yaydıktan sonra iğnelerle perdelere asarak farklı bir düzende yeniden bir araya getirerek yazmasıdır. Pencere  öyküsünde de bu yöntemi kullanmış ve serbest çağrışımlarla ilerlemiştir. Parçalı ve kesik anlatımı, zamanda ileri ve geri dönüşleri, aralarda büyük harfler, tireler kullanımı ve sayfa düzenindeki boşluklarla anlatıcının parçalanmış bilincini doğrudan okura hissettirmiştir.

Öykü İki gündür karşı apartmandaki kadının intihar etmesini bekliyorum cümlesiyle başlar ve anlatıcının karşı apartmanın terasındaki kadını bir perdenin arkasından sürekli gözetlemesiyle devam eder. Aslında karşı terasta gördüğünü hayal ettiği kadın, kendisinden başkası değildir. Öyküde anlatıcıyı dünyaya bağlayan tek şeyin “perde ucu” olması da yalnızlığın boyutunu gösteren önemli bir detaydır. 

“eli elime değiyordu perdenin ucunun
gözlerimi perdeden öte yanlara kaçırıyordum.
inanmak istemiyordum yalnızlığıma
nasıl oluyor da bir şey tutmuyordu beni perdenin ucundan başka?”

Anlatıcı metin boyunca yoğun şekilde yansıttığı sıkışmışlık, güvensizlik, tekinsizlik hislerini şu ifade ile dışa vurur:

“Evin içini koca bir leke gibi kaplıyorum.”

Anlatıcı, caddede tanımadığı insanları otobüsün önüne ittiğini de hayal eder. Bu detay, karakterin içinde aynı zamanda yıkıcı bir şiddetin olduğunu da göstermektedir.

Anlatıcı karşı terastaki kadının kaygan adımlarla yürüdüğünü, terasın tehlikeli uçlarına gittiğini,  sık sık yarı beline kadar aşağıya sarktığını görür ve onun intihar edip etmemek arasında gidip geldiğini ve kendisinin bu intiharı engelleyebileceğini düşünür. Ancak engellemek istemez çünkü aslında arzuladığı kendi ölümüdür. Anlatıcı için ölüm mutlu son anlamına gelmektedir.  Kadına “Haydi atla!” diye bağırır ancak diğer evlerden gelen kadınlar atlamasını engellerler. Bunun üzerine anlatıcı anı defterine kendi uydurduğu anıları yazar ve resimler çizer. Bu anılarda kadın kendini asmıştır. Kadının kendini astığı evi, odayı, masayı, sandalyeyi çizer ve bir de yeşil şapkalı bir adam. Daha sonra bu anılarının gerçek olmadığını duyumsar ve resimleri karalar ancak bu anıların etkisinden kurtulamamıştır.

Öyküdeki mekân; içini kara bir leke gibi kapladığını düşündüğü ev ve karşı apartmanın terasından ibarettir. Ev ise Beyoğlu’nun ve dolayısıyla İstanbul’un tam göbeğindedir. Tramvay (İstiklal) caddesinin kalabalığı, kalabalığın gürültüsü anlatıcının kendi evindeki yalnız, sessiz ve durgun ortam ile tezat oluşturur ve anlatıcının yalnızlığının boyutunu gösterir. Şehrin en kalabalık yerinde hissedilen derin yalnızlık ve yabancılaşma bu şekilde vurgulanmıştır.  

Öykü, anlatıcının gün kararmaya başladığında caddede yürüyen kalabalığın içinde yeniden yeşil şapkalı adamı görmesi ve onun şapkasını çıkarıp sallayarak anlatıcıyı yanına çağırması üzerine anlatıcının kendisini aşağıya atmasıyla son bulur.     “Yarı belime kadar karanlığa sarkıyorum, gürültüyle düşüp parçalanmaya başlıyorum.”

Pencere öyküsü; anlatıcının dünyaya açılan tek noktası olan perde, karşı apartmanın terasındaki kadın, yeşil şapkalı adam gibi detaylarla yalnızlık, terk edilmişlik ve ölüm temalarını içeren metaforik bir öyküdür. Gerçeküstücülük ve modernizmin izlerini de taşımaktadır.

#Sevim Burak #Yanık Saraylar #Yapı Kredi Yayınları

ilk baskı 2004