17 Nisan 2026

90’lar ve Uyuşturucu Filmleri

Ayşe Tayan

“Zaman kayıp değildir, sen her zaman kayıpsan…”

“Ne kullanırsan kullan, kafan kadar uçarsın…”

90lar uyuşturucu ile aşinadır. Clublar, barlar, haplar, kırmızı Puma’lar, A Takımında eroinden ölen gençler, çok okunan Christina F romanı, ‘we don’t belong here’ diye intihar eden gençler… Gerçekliği kadar, şehir efsanelerine de yer vermiş bir dönem. Lise önlerinde simitçi, simitlerin içinde eroin satıyormuş derlerdi. Taksim’de içkinize bir şey katarlar derlerdi ki öyle bedava kafayı kimse kimseye vermezdi. Ucu bucağı olmayan safsatalar.

Uyuşturucu öyle bir şeydi ki mesela eroin için şöyle derledi;

“Yaşadığınız en iyi orgazmı alın onu bin ile çarpın, hala yanına yaklaşmış sayılmazsınız”- Renton, Trainspotting.

Sinema tabii ki edebiyattan beslenir. Irvine Welsh, Danny Boyle’un gözünden kaçmamış olacak ki bize bu kült filmi armağan etti. Trainspotting. İlk filmimiz. Müzikleriyle şaheser, karakterleriyle açık ara fazla, son monolog ile çıkışsızlığa imza atan bir film;

“Hayatı seç. Bir iş seç. Bir kariyer seç. Bir aile seç. Kocaman bir televizyon seç; çamaşır makinelerini, arabaları, CD çalarları ve elektrikli konserve açacaklarını seç. Sağlıklı yaşamı, düşük kolesterolü ve diş sigortasını seç. Sabit faizli mortgage ödemelerini seç. Bir başlangıç evi seç. Arkadaşlarını seç. Spor kıyafetleri ve takım valizleri seç. Envaiçeşit kumaş seçeneğiyle, taksitle bir koltuk takımı seç. Pazar sabahları “Ben Allah’ın belası kimim?” diye düşünürken evde kendi başına tamirat yapmayı seç. O kanepede oturup zihin uyuşturan, ruh emici yarışma programlarını izlemeyi, ağzına lanet olası abur cuburları tıkıştırmayı seç. Yolun sonunda, yerini alsınlar diye dünyaya getirdiğin bencil ve darmadağın veletlere rezil rüsva olup, sefil bir huzurevinde son çişini üzerine yaparak çürüyüp gitmeyi seç.

​Geleceğini seç. Hayatı seç… Ama neden böyle bir şey isteyeyim ki? Ben hayatı seçmemeyi seçtim. Başka bir şeyi seçtim. Nedenleri mi? Hiçbir nedeni yok. Eroinin varken nedene kimin ihtiyacı olur?”

(İşi daha öteye götürmek isterseniz Irving Welsh’in Acid House’unu da okuyabilir, izleyebilirsiniz. Danny Boyle çekmemiştir)

Bir de işi mutfağından öğrenmek için tacirleri incelemek isterseniz, 1996 Danimarka yapımı Pusher, sizi sizden alır. Acımasızlığı, sevgisizliği ve heyecanıyla izlemelik bir filmdir.

En son hikayemiz Gridlock’d filmidir. Bu da Aziz Nesinvari bir bürokrasiyle bizi karşılar (Bürokrasi ateşten toptur, herkes birbirine atmaya çalışır) İki kafadarın (Tupac Shakur, Tim Roth) uyuşturucuyu bırakma hikayesi yüzleri güldürürken kalbimizi sıkıştırır. (Film gişeye Gridlock olarak sunulur, 2pac’ın öldürülmesinden sonra Gridlock’d adı verilir. )

80lerden örnek Uli Edel’in Christiane F’i,

2000lerden örnek ise Jonas Akerlund’un Try kısa filmi ve  yayılan metanfetamin bağımlılığıdır. Kısa filmden uyarlanan Smashing Pumpkins’in Try şarkısı da dinlemeye değerdir.

Küçük İskender’in ‘Alp Krizi’ şiiri de o dönemlerden geçmiş eroin krizi geçiren bir insanı anlatır.

Z kuşağını eleştirsek de, welness, spor , iyi beslenme alışkanlıklarını öpüp başımıza koymamız gerekir. 90lardan sağ kurtulan herkese selam olsun.