Asaf Güldünya Üzerine: Şenliğin Kalbi
Çoğu yazarın biyografisine ulaşmak, hakkında kaynak toplamak, yaşam öykülerini öğrenmek epey kolaylaştı. Günümüz şartları; bilgiye ulaşma hızı, çevirilerin artması, dijital dünyanın diğer getirileri düşünüldüğünde yazarları tanımak hususunda ne derece şanslı sayılabileceğimiz malum. Sosyal medya üzerinden kaç yazarla takipleştiğinize bakın. Artık gizemli personalar, edebiyat muammaları azaldı. (Ferrante, var olasın!)… Yazarlarla alakalı tahminde bulunma dönemini geride bıraktık. Değişen dönemin; yazarlara atfedilen kutsallığın etkisini yitirmesi, yazarlarla yazdıkları metinleri ayırma gibi artılarından bahsedilebilir. Peki ya eksiler? Peki ya hayal gücümüz? Kitapları üzerinden yazarlara dair çıkarımda bulunduğumuz, kelimelerden, hikâyelerden, anlatımdan bizzat yazara ulaşabildiğimize inandığımız o romantik dönem? Şimdi uzaklarda. Her şey değişti.
Bugünün okuru yazarlara duyduğu meraktan doğal olarak uzaklaştı. Ne de olsa merakımızı çabucak giderebiliyoruz. (Merak giderilemiyorsa eyvah eyvah. Gözden uzak yazarlara öfke duyanlar cemiyeti sorun çıkaracak demektir.) Kimilerine olumlu gelse de bana kalırsa oyun alanımızı kaybettik. Personaların başkalaşması, maskelerin düşmesi ve fakat başka maskelerle yola devam edilmesi bazı okurları derinden yaralamış dahi denilebilir. Geriye kalanlar ise hallerinden memnun. Yazarların gizemli dünyalarının yok olması eşitlik anlamına geliyordur belki de. Yaşasın, yaşasın! Ama merak etmeyin muamma düşkünleri, keyifsiz günler artık sona erdi. Acar muhabiriniz, edebiyat kazıcınız, (umarım kazı bölgesinden çıkanlar doğru yerlere ulaşır veya kazı bölgemiz iştahlı müteahhitlerin eline düşmez.) Cemal Erdem, yani bendeniz, yani kimderiz, sizin için buradayım. Devri değiştiremeyeceğimin, öyle bir niyetimin olmadığının bilinciyle yeni sulara yelken açıyor, başka evrenlerden gelen rüyalarımda kulağıma fısıldanan yazar biyografilerinin ilk bölümünü sizlerle paylaşıyorum.

Asaf Güldünya: Doğumlardan Doğum Beğen
Spotları yakın! İşte karşınızda, muhtemelen malumatınızın olmadığı (malumat sahibi olacak kadar şanslı (veyahut şanssız) olamazsınız) bir yazar; Asaf Güldünya. Asaf Güldünya, toplamda üç defa doğmuştur. 1700’ler İtalya’sında… (Elbette ismi farklıdır. Yakalandığı hastalık neticesinde erken yaşta vefat etmiştir.) 1800’ler Fransa’sında… (Tahmin edeceğiniz üzere ismi farklıdır. Gezici sirk mensubu olarak kırklarına kadar yaşamıştır. Yüksek menzilli topla başka bir hikâyeye fırlatılmış, o günden beri zatıalilerinden haber alınamamıştır.) Son olarak ise 1900’lerde Türkiye’de doğmuştur. (Evet, doğru bildiniz. İsmi artık Asaf Güldünya’dır, birazdan aktaracaklarım da onun hikâyesidir.)
Bir Tuhaf Ailenin Tek Evladı
Asaf Güldünya orta halli Güldünya ailesinin mensubu olarak dünyaya gelir. Babası Kerimdarî Bey mahalle mahalle gezip numaralarını sergileyen bir yanılsamacıdır. Oğlu doğduktan sonra mesleğini birkaç yıl daha sürdürür. Asaf Güldünya beş yaşına geldiğinde, son gösterisini yapmak üzere evinden çıkıp kötüden hallice saatte olsunlara, kırk bir buçuk mazallahlara karışarak sırra kadem basar. (Rivayetlere göre Kerimdarî Bey’in son numarası, o ana kadar başaramadığı, kendini kaybetme numarasıdır. Ve anlaşılan o ki…) Eşinin yitip gitmesinin ardından Asaf Güldünya’nın annesi Mütemadiyen Sevinç Hanım büyük zorluklara göğüs germesine karşın hiç eksilmeyen neşesiyle Asaf Güldünya’nın tüm dünyası haline gelir. En mühimi; Asaf’ı edebiyata bulaştıran da odur. Kendisi sözcük cadısı olan Mütemadiyen Sevinç Hanım, trajediye yol açabilmesi muhtemel lakin ekseriya işleri komediye vardıran güçleriyle Asaf’ın edebiyatı kuşanmasına vesile olur.
Asaf Güldünya çok çok erken yaşta okumayı söker. Annesinin yedi kuşaktan miras sandığında tuttuğu (sahibinin izin verdiği kişi dışında biri sandığı açarsa içinin boş olduğunu görür.) tüm kitapları okur. Dostoyevskilerden Jack Londonlara, Ahmet Mithat Efendilerden Kerime Nadirlere, Billûr İldizlerden Hendrink Lehmannlara… Annesi tarafından ne verilirse ezber eder. O isimlerin arasında meftun olduğu kişi ise Şehper Bingöz’dür. Yazarın Üflemeli Trenler: Vallahi Billahi Hakikatin Ta Kendisi isimli kitabı Asaf Güldünya’yı derinden etkiler.
Kalpte Taşınan Kitap
“Kasaba sıkıntıdaydı. Devlet, üflemeli tren siparişlerini durdurmuştu. Söylentilere göre trenler ithal edilecekti. Hem de yalnızca yerden giden, klasik trenler alınacak, üflemeli trenler taşımacılıktan menedilecekti. Avrupa böyle istiyordu. Amerika böyle istiyordu. Sanki dünyanın kalanı birlik olmuş; üflemeli trenciliği bitirmeye ant içmişti. Bir zanaatın yok olmaya yüz tutması… Ahali, etraflıca düşünüp duruyor, işin içinden çıkamıyordu. Kuşaktan kuşağa mirastı üflemeli tren işi. Aniden başka uğraşılara nasıl yönelecek, dahası nasıl para kazanacaklardı? Dereye tepeye, kurda kuşa, börtü böceğe… Kasabayı kuşatan nehre, kasabanın dar sokaklarına, âtıl duran Üflemeli Tren Fabrikası’na öyle ağırlık çökmüştü ki! Ya insanlar? Haberin ardından bir ay geçmiş geçmemiş, insanlar birer ikişer oldukları yerde uyuklamaya, çok geçmeden derin uykunun mahzenine yuvarlanmaya başlamışlardı. Uyanacak gibi de değillerdi. Sadece Kuççakların Fatma uykuya mağlup olmamıştı. O, üflemeli trenler yaratmayı bırakmamış, nefesi yettiğince vagonları en uzağa yollamayı sürdürmüştü. Gecesini gündüzüne katıp çalışıp durduğundan, es vermeye vakti olmadığından mıdır yoksa üflemeli trenlere meftunluğunun muhafaza etkisi yaratmasından mıdır bilinmez, aylardır uykudan azade yaşıyordu. Ama işte, gelin görün ki sürekli açık gözlerinden türlü türlü yaratıklar, kâbus âleminin sakinleri dışarı fırlıyor, kasabayı mesken tutuyordu.”1
Asaf Güldünya, Şehper Bingöz’ün kitabını harf harf, satır satır vücuduna işler. Tekniği annesinden öğrenmiştir.) Kalbinin, kitabın bir kopyasını yutmasına müsaade eder. Artık, içindeki yazma tutkusu alevlenmiştir. O tutku neticesinde annesiyle vedalaşır, yazının, hikâyenin peşine düşer.
Sürüklenen Bir Yaşam
Asaf Güldünya evinden ayrıldıktan sonra ömrünün sonuna dek göçebe bir yaşam sürer. Annesini birkaç defa görme şansı olur lakin oradan oraya yaptığı yolculuklar, özellikle dolaştığı kitaplar fazlaca vaktini alır. Yaptığı yolculukların ne denli meşakkatli olduğunu belirtmeden geçmemek gerek. Yaşadığı serüvenlerde aldığı notlarını Âlem İçinde Âlem ismiyle yayımlatmak zorunda kalır. Zorunda kalır diyorum, zira söyleşisinde kitabı kastederek, “Yayımlatmasaydım çıldırmanın eşiğinden geçecektim,” der. Asaf Güldünya’nın en sevdiği kitaplarından biri olan Âlem İçinde Âlem; Kinşehir, Don Kişot, Botaniküs, Saatleri Ayartma Enstitüsü, Bin Cihan Öyküleri’ni içerir.
“Kinağacı çizmek şarttı. Kimin sofrasından kalkınca kimin sofrasına oturmanın mümkün olduğunu anlamanın başka yolu yoktu. Yoksa, olur da us bulanır, tin şaşalarsa ya kendini namlunun ucunda bulur ya kurda kuşa yem olurdu insan. Burası öyle bir yerdi işte; herkesin birileriyle kanlı bıçaklı olduğu, dağının eteğindeki hanelerde yaşayanlara kinlendiği, rüzgârın sevmediği insanlara esmediği, yağmurun nefret ettiği kişilerin üzerine düşmediği Ağzı süt kokanlarla kan arzusundakilerin hiç arada yaşayabildiği bir memleket.”2

Kitaplar Köşkü
Asaf Güldünya ömrü boyunca yedi kitap yayımlar; Âlem İçinde Âlem, Başıbozuk Mithat Bey’in Bir Bilemedin İki Günü, Düşdünya’nın Dilbilgisi Kuralları, Gezici Kumpanyalarda Hayatta Kalabilme Sanatı, VHS Kasetlerde Yaşamak, Tinbalığı Vakası, Korkanca Bakım Rehberi… Yayımladığı yedi kitabın sonunda da yazmayı sürdürür ancak yorgundur bu nedenle seyyahlık hayatından vazgeçer. Kendine; düşdaşlarına, hikâyeciklerine, düşkünlere, ötekilere ait mekân ister; tek onlara görünen, kapısının tek onlara açıldığı. Aklında bir köşk resmi belirir. Beş kuruş parası yoktur tabii. Köşkü nasıl yapacaktır? Cevap almak adına kırk gün durgun suya bakar. Otuz dokuz gün suda kendini görür. Kırkıncı günde, dülgerin ağzında cevap gelir. Asaf Güldünya alelacele harekete geçer. Köşkü kendi yazdığı ve sevdiği diğer yazarların kitaplarıyla inşa eder. Köşk uzaktan bakıldığında kocaman bir kitap izlenimi yaratır. Yaklaştıkça, kitapların ayrımını yapmak imkânı doğar. Efendime söyleyeyim kuzey penceresi Üç Silahşörler, Moby Dick, Silahlara Veda, İki Şehrin Hikâyesi kitaplarıyla açılmıştır. Eve girebilmenin yolu ya ön kapıdan; Ay Sarayı kapısından, ya arka kapıdan; Yanık Saraylar kapısından geçmektir. Evin temelinde, Güldünya’nın eserleriyle, Selçuk Baran, Woolf, Poe, Halet Çelebi gibi birçok ismin eserleri kullanılmıştır. (Temeldeki kitapları görmek mümkün değildir, Güldünya’nın notlarından, arşivlerde bulunabilecek köşk planından öğrenilebilir.) Köşk, Güldünya’nın kurmaca dışı son mekânı olur. Asaf Güldünya bir kış gecesi beklediği yolcu gelmediğinden, sıkıntıdan patlayarak gözlerini gerçekliğe kapar.
Başıbozuk Mithat Bey’in Bir Bilemedin İki Günü
“Başıbozuk Mithat Bey’in bir bilemedin iki günü kalmıştı. Haberi aldığında, kalan iki gününü nasıl geçirmesi gerektiğiyle ilgili dertlenip durmuştu. İki gün boyunca, geçirdiği ömrün düşüncelerine, anılarına dalsa, nefesini tutma konusundaki beceriksizliği göz önüne alındığında dünün sularında boğulması işten bile değildi. Vedalaşmak amacıyla çevresindeki iki yüzlüleri davet edip tüm gerçekleri suratlarına vursa değmeyecekti. Kalan zamanını o madrabazlara ayırmak da cazip gelmiyordu.
Hiç… Hiçbir şey yapmasa. İki gün boyunca koltuğa çökse, televizyonu açıp pineklese, uyuklasa, horlasa, üşenip yemek yapmayı ihmâl etse, dışarıdan sipariş verse… Eeee!
Mithat Bey son yıllarının tekrarıyla mı veda edecekti dünyaya?”3
Asaf Güldünya’nın tüm kitaplarını okudum. Hepsinin bende yeri ayrı. Mithat Bey’in Bir Bilemedin İki Günü ise hayretlik renk. Güldünya,Mithat Bey’in son günlerini aktarırkenbizi tekinsiz sulara götürür.Mithat Bey öncülüğünde, dünyamızaçok benzeyen dünyadan bambaşka dünyalara sürükleniriz. Doğal zaman iki gün aksa bile, Mithat Bey diğer dünyalara yolculuklarında yıllar geçirir. Asaf Güldünya’nın hayat öyküsünü düşününce, Mithat Bey’in ona en yakın karakterlerden biri olduğunu söylemek yanlış sayılmaz.
Açıkçası, Mithat Bey’in Bir Bilemedin İki Günü atmosferiyle, serüvenleriylebana biraz biraz JulesVerne kitaplarını, Karel Zeman filmlerinide anımsattı. Bu üç sanatçınınbir kesişiminin bulunup bulunmadığınıbilmiyorum. Bir okur olarakaşırı yorum yapma hakkımı kullanıyorum. Mithat Bey’in Bir Bilemedin İki Günü’nden fazlaca etkilenmeminasıl nedeniyse metnin ölüme yaklaşımı.Her sözcük, her satır, her sahne,“Henüz ölmediğimize göre yaşamak arzusu duymanın bir sakıncası yok; yaşamanın coşkusunu taşımayı sürdürelim,” der gibidir. Mithat Beyilk etapta ölüme karşı duyumsadığıtedirginlik neticesinde kalan iki günününasıl geçirmesi gerektiği hususundaakıl yürütür. Serüvenlerinşenliğine kapılmasının ardındaysa,o serüvenleri yaşamanın coşkusu,kıymeti ne kadar vakti kaldığıyla ilgilenmemesineneden olur.

Son Söz
Bu dünyadan veya en azından dünyaların birinden bir Asaf Güldünya geçti. Umarım rastlaşırsınız, belki de kendi Asaf Güldünya’nızı bulursunuz.
Ola ki hikâyeye düşerseniz,
Peşinden gitmekten çekinmeyin.
Dipnotlar
1 Üflemeli Trenler: Vallahi Billahi Hakikatin Ta Kendisi, Şehper Bingöz, Cereyan Yayınları, Sayfa 23.
2 Âlem Âlem İçinde, Asaf Güldünya, Yok Yayıncılık, Sayfa 40.
3 Başıbozuk Mithat Bey’in Bir Bilemedin İki Günü, Asaf Güldünya, Tire Yayıncılık, Sayfa 4.
(Bu yazı daha evvel Gayet Dergi Eylül, Ekim sayısında yayımlanmıştır.)
